Hırs ve Sabırsızlık – Bölüm I
Psikanalistler bir birey sorununun çözümlenmesinde her zaman o bireyin çocukluğunu öğrenmek ve anlamak isterler. Hayatımızdaki sonuçları yorumlamak için neden ve kökenleri analiz etmek sadece psikolojide değil, hayatın birçok alanında geçerli bir yöntemdir. Bu yazımızda, bireye özel yapılan psikanalizin ötesinde, insan doğasını tüm bireylerdeki ortak yönlerle inceleyeceğiz. İnsan doğasında birçok özellik olduğundan, yazımızda bu özelliklerin önemlilerini ele alarak ve bu özellikleri hayatımızın amaçları ile karşılaştırarak, hayatımızdaki genel sorunlarımızı çözme yolunda bir doğrultuya varmaya çalışacağız.
Evet, hayatımızın amaçları dedik. Bunları incelemek için, bu satırdan itibaren yazımızın sonuna ve hatta daha sonrasına kadar kendimize şu soruları tekrar sorma ihtiyacındayız.
Yaratılma veya var olma amacımız nedir?
Neden bu dünyadayız?
Bu dünyadaki amacımız nedir?
Bu dünyadaki amacımız iyi bir insan mı olmak? Başarılı bir insan mı olmak? Yoksa her ikisi de olabilmek mi? Aynı zamanda hem iyi hem de başarılı bir insan olmak mümkün müdür? Mümkün ise hangi koşullarda mümkündür?
Bu sorular aklımızın bir tarafında kalırken, isterseniz biraz insanın doğasından bahsedelim.
İnsanın doğası derken anladığımız; anne ve babalarımızdan genlerle aldığımız özelliklerin aksine, tüm insanlarda doğuşta ortak bulunan özelliklerin bileşkesidir. Öte yandan, insanın doğası incelenirken çocukluk zamanının gözlemlenmesinin sebebi, çocukların yetişkinlerle karşılaştırmada dış etkenlerden (aile, çevre, toplum vb.) asgari düzeyde etkiye maruz kalmış olmaları ve böylelikle doğuştan gelen doğalarının büyük oranda korunmuş olmasıdır.
Böylelikle, çocuklar saf halleriyle bize insan doğasını en iyi yansıtan insanlardır.
“İnsan, doğası gereği serbest olmak ister, serbestliği tattıkça bencilleşir, ama bencil insan pek sevilmez.” adlı yazımızda bebeklerin mama verildikleri ve bakıldıkları zamanların dışında serbestliklerini aradıklarından bahsetmiştik. Bunun kökeninde, bir bebeğin dokuz ay boyunca anne karnında kapalı kaldıktan ve doğduktan sonra, serbestliğin ona içgüdüsel olarak verdiği hazı bile arayabiliriz. Diğer taraftan, yazımızda bu serbestlik dürtüsünün sevgi ile yatıştırılmadığı zaman ilerleyen yıllarda bencilliğe de yol açabileceğinin üzerinde durmuştuk. Özellikle bebeklik döneminden sonra çocukluk çağına giren bireyde serbestlik eğiliminin daha yoğun olduğu gözlemlenebilir. Ayrıca, hangi sosyo-kültürel sınıftan bir ailenin çocuğu olursa olsun, çocuklarda ortak gözlemlediğimiz başka bir durum ise yaramazlıktır. Yaramazlık, çocuğun zihinsel ve duygusal gelişiminin tamamlanmamış olmasının yanında, insanın doğasında bulunan ve önlemi alınmamış birçok özelliğin bileşkesinin de bir sonucudur. Zihinsel ve duygusal gelişimini tamamlamış bir bireyi akıl, vicdan ve sağduyu sahibi olgun bir insan olarak tanımlarsak, çocuklar bu gelişimin daha başlarında oldukları için tüm yaramazlık aktivitelerinde doğalarında bulunan özelliklerin hakim olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Yaramaz bir çocuk serbest olarak her istediğini yapmak ister ve istedikleri gerçekleşmediği zaman psikolojik dengesi kolayca bozulur, çünkü duygusal gelişimi tamamlanmamıştır. İstenilmeyen durumlara karşı gösterilecek bir direnç olan sabır yaramaz çocuklarda bulunmamaktadır, bu yüzden zayıf ve bozulmuş psikolojik durumlarından kurtulmak için isyankar veya saldırgan davranışlarda bulunabilirler. Uygun bir psikolojik stabiliteye sahip olunamayan çocukluk çağına dair “ Nedir bu insanın eğlenme meyli?” adlı yazımızda birçok ayrıntıyı bulabilirsiniz. Yaramaz çocuklarda görülen başka bir davranış biçimi ise tehlikeli ve terbiye dışı hareketlerdir. Fakat bu davranış biçimi, insan doğasında olan bir özellikten ziyade çocukların kısa dünya tecrübelerinden dolayıdır. Hayatta tecrübe kazanan bir çocuk kendini dünya koşullarına adapte edecek, tehlikeli ve terbiye dışı hareketlerden de kendi iradesiyle uzaklaşacaktır.
Evet, gördüğümüz üzere insanın doğasını en iyi şekilde incelemek için, insanın en saf ve doğal zamanı olan çocukluk zamanı gözlemlendiğinde, çocukların ortak bir özelliği olan yaramazlık göze çarpan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaramaz bir çocukta her istediğini yapma eğilimi vardır demiştik. Burada, Türk Dil Kurumu’nun “hırs” için olan tanımı bizi başka bir boyuta taşıyacaktır. TDK’ya göre;
Hırs: Sonu gelmeyen istek, aşırı tutku
Belki de çocuklar için gözümüze ilk bakışta çarpmayan, ama TDK tanımıyla ve “çocukların her istediğini yapma eğilimi” gözlemimizle, çocukların – yani insanın – doğasında hırsın bulunduğunu ifade edebiliriz.
Bunun yanında, çocuklarda istenilmeyen durumlara karşı gösterilecek bir direnç olan sabırın bulunmadığı tespitini yapmış, bu durumlara karşı çocukların gösterdiği isyankar veya saldırgan davranışları işaret etmiştik. Böylelikle, çocukların – yani insanın – doğasında sabırsızlığın da bulunduğunu açıkça belirtebiliriz.
Sonuç olarak, insanın doğasını en iyi şekilde inceleyebildiğimiz çocukluk devresine baktığımızda, insan doğasında “hırs ve sabırsızlık” özelliklerinin olduğu net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Şimdi ise, yazımızın başlarına doğru dönüp sorduğumuz bazı sorulara tekrar bakalım. Bu dünyadaki hayatımızda amaçlarımız nelerdir? Amacımız iyi bir insan mı olmak? Başarılı bir insan mı olmak? Yoksa her ikisi de olabilmek mi? Aynı zamanda hem iyi hem de başarılı bir insan olmak mümkün müdür? Mümkün ise hangi koşullarda mümkündür?
Bir soru daha soralım: Günümüz modern dünyasında insanlar iyi bir insan olmak için mi yoksa başarılı bir insan olmak için mi çabalıyorlar? Her ikisini de başaran insan oranı nedir dünyamızda?
Bilimsel gelişimi kendine baz alan modern dünyada başarılar sürekli gelişim için vazgeçilmez kilometre taşlarıdırlar. Devlet yönetiminde dinin yaptırımlarıyla yollarını ayıran modern batı dünyasında ve bu yolu Cumhuriyet Dönemi başı itibariyle seçen ülkemizde de başarının hayatımızın büyük bir bölümü için belirleyiciliği yadsınmayacak bir gerçektir. Peki, günümüzdeki başarı algısı nasıldır? Daha önce de belirttiğimiz gibi, modern dünyada başarıların amacı sürekli gelişimdir. Yani, sonu gelmeyen bir gelişimden bahsediyoruz. Sonu gelmeyen bir gelişim; sonu gelmeyen hedefler, idealler, çalışmalar ve istekler zincirinin bir amacı ve sonucu konumundadır. Bu bağlamda, TDK tarafından “sonu gelmeyen istek ve aşırı tutku” olarak tanımlanan “hırs” da modern dünya insanının profilinde önemli bir yere sahiptir. Bu başarı tutkusu ve hırsı; (tutku ve hırs kontrolü güç duygular olduğundan dolayı) modern dünya insanında adeta bir bağımlılık halini almıştır. Başarının verdiği haz ile egosunu bir kez istediği ideal duruma getiren insan, sigara bağımlısı bir insanın vücudundaki nikotin seviyesini aynı konumda tutmak istediği gibi egosunu devamlı aynı konumda tutmak isteyecek, başarılarının devamını arzulayacak, başarıyı sigara bağımlısı bir insanın devamlı sigara istemesi gibi devamlı isteyecektir ve başarıya bağımlı olacaktır. Sigara bağımlısı sigarası yok ise krize girer, modern dünya insanı ise başarısız olunca bunu kabullenemez ve dayanamaz veya kabullense bile bundan dolayı çoğunlukla bunalıma girer. (Burada başarı, maddi de, manevi de birçok konu kapsamında olabilir.) İşte bu konumuyla modern dünya insanı istenmeyen durumlar karşısında isyankar ve saldırgan davranışlar sergileyen hırslı ve sabırsız yaramaz çocuğa çok benzemektedir. Bağımlılık yaratan başarının yokluğunda modern dünya insanı yaramaz bir çocuk gibi hırslı doğasıyla sabırsız bir konuma gelmektedir. Bunu toplumsal bazda en iyi görebileceğimiz olaylardan biri trafiktir. Korna gürültüsüyle dolu metropol caddeleri insanların doğalarında bulunan hırs ve sabırsızlıklarını halen yenemediklerini bize açıkça göstermektedirler. Örneğin, evine erken gitmek birey için bir başarı olacağı için, trafik durumunda bu başarı engellendiğinden, birey doğasındaki hırslı ve sabırsız hale kolayca bürünebilmekte ve kornasına kontrolsüzce basabilmektedir.
Kısacası, hayatımızdaki herşey seçimlerimiz ile alakadardır. Hayatında başarılı olmaya öncelik veren bir birey, doğasında bulunan hırs ve sabırsızlığı bünyesinde hayat boyunca taşıyacaktır. Fakat, bu bir çelişki değil midir sizce? Başarı bize şu ana kadar toplum tarafından hep iyi bir kavram olarak öğretildi. Ancak, buna rağmen günümüzde içinde hırs ve sabırsızlığı barındırıyor. Bu çelişkiliyse, acaba modern dünyanın başarı algısı ne kadar sağlıklıdır? Başarıya bu tarz bir bakış acaba olması gereken şekilde midir? Acaba insanlar başarılı olayım derken, başka hayat unsurlarını unutuyorlar mı? Mesela iyi, ahlaklı ve erdemli bir insan olmak gibi. Günümüzde insanlar acaba hangisine daha çok ağırlık veriyorlar? İyilik mi, başarı mı? İkisine de eşit değer verilse daha mutlu olmaz mıyız? Biraz çıkar ve başarılarımızdan feragat etsek ve kendimizi iyiliklere, güzelliklere versek hırsı ve sabırsızlığı daha az olan bir bünyede daha huzurlu olmaz mıyız?
Tekrar soralım: Bu dünyadaki amacımız iyi bir insan mı olmak? Başarılı bir insan mı olmak? Yoksa her ikisi de olabilmek mi? Eğer öyleyse, gerçekten her ikisine de eşit değeri veriyor muyuz?
İyi olmak kalp işidir, başarılı olmak ise beyin işi. Hangisi ne kadar önemli bizim için?
İnsanın doğasında hırsın ve sabırsızlığın olması bize bunların ilelebet öyle kalması gerektiğini mi gösteriyor?
Hırs ve sabırsızlık iyi şeyler midir ki bünyemizde ölene kadar barınsınlar??
Sabırsızlık için çoğunluğumuz büyük ihtimalle kötüdür diyecektir, fakat bazılarımız hırs için iyidir, başarı ve gelişim sağlar diyecektir. Ama şunu unutacaklardır ki, hırs başarı getirse bile bu çoğunlukla bencil bir başarıdır ve günümüzde bu başarı için birilerinin kazanırken birilerinin mutlaka kaybetmesi gerekir. Hırs ile bir insan kendini düşünerek başarılı olabilir, fakat, farkında olarak veya olmayarak bazılarının canını da yakmış olur. Çünkü evrende bir denge vardır, birisi çıkıyorsa başka birisi batmalıdır ki denge bozulmasın.
Bilerek veya bilmeyerek hırsımızla kendi bireysel başarımız için hırs gibi bir özelliği olmayan insanların canını yakmak iyi birşey midir?
Hırsın paylaşımı önlediğini, rekabeti ve düşmanlığı ateşlediğini hiç düşünüyor muyuz? Bunlar iyi özellikler midir?
Hırs ve sabırsızlık doğamızda vardır ama birer kirdirler, hadi onları atalım artık ve hep birlikte dostça ve huzurlu yaşayalım.
Başarılı olmanın da tanımını değiştirelim, biraz daha hafifletelim bu tutkuyu ve hırsı. Beynimizi başarı için bu kadar fazla yoracağımıza, biraz da kalbimize, iyi bir insan olmaya ve başkalarına iyilik yapmaya özen gösterelim.
Bu dünyada ne amaçla bulunduğumuzu düşünüyor muyuz halen? Hırs ve sabırsızlık doğamızda var, fakat bunların öylece kalmaları amaçlarımız içinde mi olmalı?
Yoksa değişmeli miyiz?
Bazılarına göre Tanrı, bazılarına göre başka şeyler bizden ne yapmamızı bekliyor sizce?
Yoksa bir şey istemeyip ne yaparsanız yapın mı deniliyor bize?
Böyle olduğunu zannetmiyoruz, ama böyle olduğunu düşünen var ise hayatın dolu bir anlamı olabilir mi onun için? Yoksa onun için hayat sıradan ve boş mudur?
Biz, bu hayatta bizden var olmamız karşılığında beklenen birşeyler olduğuna inanıyoruz. Doğamızdaki hırs ve sabırsızlığı kendi çabamız ile dünyadaki sosyal ve ekonomik ilişkilerimizde üzerimizden atmamız gerektiğini düşünüyoruz.
Bu hayattaki önceliğimiz iyilik. Egomuz ve başarı tutkumuz ise daha arka planda, ama biz böyle de başarılı olabiliriz çünkü motivasyonumuzun esas kaynağı iyiliğin gücünde.
Sevgili dostlar, sizlerle böyle bir dünyayı paylaşmak çok isteriz.
–


Hırsınıza sabır ekleyerek “saplantılarınızı” azme çevirebilirseniz başarılı olmaya çabalarken mutlu da olabilirsiniz diye düşünüyorum. Hırsın kötülükten arınabileceğine inanmıyorum. Mutlak başarılar dünyasında yaşamadığımıza göre hırs bir süre sonra saplantılara dönüşüyor ve başarının tetikleyici etkisi ile birleşince -bir de başarının tadı alınmışsa- saplantıların önünde kimse duramıyor. Her gün, her an bir engeli aşmak için başkalarını ezmek zorunluluğu hisseden bir insan, bir süre sonra -engel olmasa da- engel olabileceği için başkalarını ezmek isteyecektir ve ezmek istedikleri her zaman kendinden üstün gördüğü bireyler olmayacaktır. Böyle bir hayatla mutlu olunabilir mi? Böyle bir hayatı süren bireyler mutlu olup olmadıklarını sorgulayacak zamanı bulabilir mi? Hırslarına esir olmak yüzünden saçları dökülen, en yakın dostlarını hatta kardeşlerini kaybeden insanlar biliyorum. Bu durum biraz çok para kazanıp sonra onu harcamaya vakit bulamamaya benziyor. Başarırken birilerini hep ama hep ezmek zorunda kalıyorsam, hadi yine bencilce düşünelim, başarılar sonunda hep yalnız kalıyorsam ne eyleyeyim o başarayı?
Evet haklısın Büşra, ama hırsa sabrı eklemek gibi birşeyin olması imkansız gibi. Hırs kontrolsüz bir duygudur, sabır ise tamamen kontrol gerektirir. Bir bünyede bu iki zıt duygunun aynı iş için ve bir başarı doğrultusunda bulunması pek mümkün gözükmüyor. Hayatımdaki tecrübelerde hırslı olup hep sabırsızları, sabrı olup hep fazla şeyde gözü olmayanları gördüm. Yani hırs ve sabır gerçekten farklı duygular, aynı bünyede de baya zor.
En iyisi, hırs ve başarı tutkusu seviyemizi kendimize ve başkalarına zarar vermeyecek şekilde indirmek. Almanın yanında, biraz vermeyi de öğrenmek. Ama verirken de içten gelerek, karşılık beklemeyerek ve “kalpten” vermek, kısacası biraz daha insanlaşmak.
Mühendislikte hemen hemen tüm çözümler optimum üzerine kuruludur. Hayatta her şeyin böyle olması gerekiyor bence. İdeal bir dünyada yaşamıyoruz. Ekonomide arz-talep eğrisinin denge noktasından ne kadar uzaklaşırsanız o kadar diğerinden fedakarlık etmeniz gerekir. İşte bu yüzden bence sabır ve hırs aynı bünyede bulunabilir. Arz-talep diyagramının neresinde durduğunuz önemli. Ben merkezleri severim, herkesi denge noktasına beklerim.
Hırslı insanları biraz incelemek lazım. Acaba ne kadar sabırlılar, ne kadar soğukkanlılar, ne kadar elindekilerle yetinmeyi bilenler? Yoksa açgözlüler mi? Bunları gözlemlemek lazım.
Bu bağlantıyı sizlerle paylaşmak istedim. (Ölümsüzlüğün Sırrı)
http://www.epochtimestr.com/index.php/vitriol/