İçeriğe atla

İdollerimiz

21/11/2010

Onlarsız yaşayamıyoruz, farkında olalım veya olmayalım onlar bize yön veriyor, bizi motive ediyorlar, imrenme duygumuzu en çok ve bazen de tek kullandığımız insanlar onlar, onlara hayranız, bazıları olmadan hatta yaşamamız bile mümkün değil, bağımlıyız onlara…

Bu sözler belki de çok iddialı gelebilir size, ama bu sözlerin hepsi herkes için geçerli olmasa bile her birimizin bu sözlerden kendine çıkaracağı bir izdüşüm bulunmaktadır. Evet, birçoğumuz için olağan ve bazı azınlık için ise bir sorunsal olan idollerimizden bahsetmekteyiz. Bir insanın veya bir toplumun başka bir insana duyduğu derin hayranlık duygusundan…

Esasında konu sandığımızdan daha derin bir konu ve bu konuya bir giriş yapmak için insanlar olarak çeşitliliğimizden bahsetmemiz gerekir. Evet, bu dünyada zekisi, zeki olmayanı; uzun boylusu, kısa boylusu; güzeli, çirkini; sağlıklısı, sağlıksızı ve şanslısı, şanssızı görünüşte benzer ama belki de çok farklı hayatlar yaşamaktayız. Sonuçta birbirimizden niteliksel farklılıklar göstermekteyiz. Bunun sebebi olarak tarih boyunca birçok tez ortaya atılmış ama akıl sahibi olan insan düşünerek bu sebep hakkında belirli bir noktaya kendisi de varabilir diye düşünüyor ve bu konuyu başka bir yazıya ertelemek istiyoruz.

Çeşitliliklerimizde niteliksel bazda baskın olanlarımız her zaman daha başarılı ve mutlu olma potansiyelini taşımaktadırlar. Buna güzellik yarışmalarını veya maraton koşularını verebiliriz. Ama tabiki herşey de bu niteliksel bazda olan baskınlıklarla ilişkili değil, tabiki her alanda çalışma ve azim de başarı ve mutluluğu o kişi ilgili nitelikte baskın olsun veya olmasın getirebiliyor. Sonuçta, toplum olarak bizler de niteliksel bazda baskın olsun veya olmasın başarılı ve mutlu insanlara hayranlık duymaktayız.

Burada, farkettiyseniz incelememizin iki yönü oluşmuş durumdadır. Birincisi, niteliksel bazda baskın olanlar; yani güzeller, yakışıklılar, iyi fizikliler, zekiler, sağlıklılar, şanslılar vb. gibi insanlara duyduğumuz hayranlık; ikincisi ise; bu tip baskın niteliklere sahip olmayan ama çalışma ve azimleriyle kendilerini belli bir noktaya taşımış olan insanların başarı ve mutluluklarına duyduğumuz hayranlık.

Peki, ilk bölümü ele alalım. Bu baskın nitelikli öne çıkmış insanlara neden hayranlık duyarız ve ilerleyen seviyelerde neden onları idollerimiz haline getiririz?

Onları mükemmel olarak algıladığımızdan olmasın sakın?

Zaten hayranlık duyduğumuz idoller sıradan veya ortalamanın üstü olabilirler mi ki? Olsa olsa, farkında olalım veya olmayalım onları mükemmel olarak algılıyoruz ki, üstlerine toz bile kondurmuyoruz. Mükemmel birşeyin üstünde bir toz parçası bile olabilir mi ki zaten?

Evet dostlar, savunma mekanizmalarınız çalışmaya başlamıştır muhtemelen. Mükemmel bir kimsenin olamayacağı gerçeği bilincinizin derinliklerinden bilincinize çıktı şimdi. Hatta şu an o idollerinize karşı o kadar yoğun bir hayranlık duygusu da taşımıyorsunuz veya bu duygu biraz daha zayıfladı. Ama beş dakika önce konuşsak Rolling Stones rock tarihinin mükemmel tek grubu, Marx ekonominin son noktası veya Hz. Muhammed kainattaki yegane kusursuz insandı. Şimdi şunları düşünüyor olabilirsiniz:

“Bence Rolling Stones iyi bir grup ama mükemmel değil, hem daha neler var rock tarihinde, en başta Beatles, Pink Floyd, Doors, Dream Theater vs.”

“Marx iyi bir iktisatçı ama ekonominin son noktası olsaydı tez koymakla kalmayıp, ideolojisinin sağlıklı yürüyebilmesi için de kaydadeğer önlemler alırdı ve şu an kapitalizmde hapsolmazdık.”

“Hz. Muhammed benim peygamberim ve en değerli insan, ama biliyorum ki o da kusursuz değil, bir insan kusursuz olamaz, hem Kuran-ı Kerim’in birçok ayetinde peygamberlerin de hatalarından bahsedilmektedir.”

Evet dostlar, şimdi böyle düşünüyor olabiliriz, ama beş dakika önce bu idollere toz kondurmuyorduk. Peki ne oldu da fikirlerimizi değiştirdik idollerimiz hakkında? En önemlisi ne oldu da fikirlerimizi değiştirmeden önce bu idolleri mükemmel olarak görüyorduk?

Bunu bir örnekle ele alalım isterseniz.

“Bir genç çocuk televizyonda ünlü bir illüzyonistin gösterisini izliyordur. İllüzyonistin her numarasından sonra yoğun bir şekilde etkilenir ve şaşkınlık duyar, heyecanlanmıştır. Bir süreden sonra bu oyunları anlamak için çaba sarfeder ama anlayamaz. Devamlı olarak illüzyonistin bir açık vermesini beklemekte ve numarayı anlamayı ummaktadır. Ama bu istediği gerçekleşmez, genç çocuk televizyona şaşkınlıkla bakakalmıştır. Bir yandan da ister istemez illüzyoniste bir hayranlık duymaya başlar. Bu adamın doğa üstü güçleri var mı acaba diye düşünmeye başlar, adamın yaptıklarında tek bir kusur yoktur, adam mükemmeldir. Ama bunu bir türlü içine de sindiremiyordur, biliyordur ki mükemmel bir insan olamaz. Ama bir saatten sonra bu düşünce harbine yenik düşer, çünkü bu iç çatışma onu rahatsız ediyordur. En iyisi onu mükemmel olarak kabul etmek ve unutmaktır.”

İşte dostlar, işte tam bu unutma anı bilincimizdeki bir tecrübenin ve izlenimin bilinçaltına sevkedildiği andır. Genelde insan, zorlandığı ve istemediği olayları ve olguları bilinçaltına unutmak yoluyla sevketmeye daha meyillidir. Sonuçta, o illüzyonist mükemmel bir insan olmadığı halde o genç çocuğun bilinçaltında mükemmel bir yere sahiptir, bilinçaltına kayıt çoktan yaptırılmıştır. Burada bilinçaltını bilgisayarlardaki bir veritabanı olarak da alabiliriz. Bilgisayarlarda veritabanından nasıl bilgi ve dosyalar çağırılıyorsa, genç çocuğun bilinçaltından da illüzyonistin mükemmel olarak etiketlenmiş dosyası o illüzyonistin her sözü geçtiğinde bilince, yani bilgisayarlarda olduğu gibi ekrana çıkacaktır. Böylelikle bilgisayar bilgiyi veritabanından çağrılarak ekranda “display” ettiği gibi, genç çocuk da illüzyonisti bilinçaltından çağrılarak bilincinde mükemmel olarak düşünecek ve çevresindekilere o doğrultuda söylemlerde bulunacaktır.

En başa gelelim ve şu soruyu tekrar soralım.

Peki ne oldu da fikirlerimizi değiştirdik idollerimiz hakkında?

Bunu da isterseniz yine genç çocuk – illüzyonist örneğiyle inceleyelim.

“Genç çocuğun bilinçaltından illüzyonistin mükemmel bir insan olduğu, gazetede illüzyon hakkında geçen bir haber aracılığıyla, yani hatırlama yoluyla, bilincine taşınmıştır ve genç çocuk bu şekilde tekrar illüzyonisti hatırlar, yaptığı numaraları ve mükemmeliğini düşünür. Hemen oturma odasına giren babasına illüzyonisti anlatmaya başlar, heyecanla onun ne kadar mükemmel bir adam olduğunu söyler. Babası duraksar ve şöyle der: “Sence mükemmel bir insan olabilir mi gerçekten?” Çocuk da duraksar ama “Olmaz tabiki” der. Babası: “Ama sen o illüzyoniste mükemmel diyorsun.” Çocuk: “Bilmiyorum, ama bana öyle geldi belki de” der.”

İşte dostlar, bu anda genç çocuğun kafasında ilk başta olduğu gibi bir iç çekişme bulunmamaktadır. Hatırlarsanız, ilk başta çocuk illüzyonistten televizyonda etkilendikten sonra bir ikilem yaşamıştı ve illüzyonistin mükemmel olduğu düşüncesi “mükemmel bir insan olamaz” düşüncesini taciz edip, genç çocuğun bilincinde bir sıkıntı ve kargaşa oluşturmuştu. Genç çocuk da farkında olmayarak unutmak vasıtasıyla “mükemmel illüzyonist düşüncesini” bilinçaltına sevketmişti. Dediğimiz gibi, bu son durumda ise böyle bir ikilem bulunmamaktadır, çünkü bir dış etken olan baba da “mükemmel insan olamaz” düşüncesini desteklemektedir. Bu durumda ise, genç çocuk illüzyonist hakkında fikirlerini sizlerin de fikirlerinizi daha başta Rolling Stones, Marx ve Hz. Muhammed için değiştirdiğiniz gibi değiştirecektir.

Evet, şimdi yazımızın başlarına doğru dönerek incelememizi hatırlamaya çalışalım.

Çeşitliliklerimizden bahsetmiş, hayranlık duyduğumuz insanları iki bölüme ayırmıştık.

Birincisi, niteliksel bazda baskın olanlar; yani güzeller, yakışıklılar, iyi fizikliler, zekiler, sağlıklılar, şanslılar vb. gibi insanlara duyduğumuz hayranlık; ikincisi ise; bu tip baskın niteliklere sahip olmayan ama çalışma ve azimleriyle kendilerini belli bir noktaya taşımış olan insanların başarı ve mutluluklarına duyduğumuz hayranlık.

Rolling Stones, Marx, Hz. Muhammed ve genç çocuk-illüzyonist örnekleriyle birinci bölüm hakkında analiz yapmış, niteliksel bazda baskın olan insanlara duymuş olduğumuz hayranlık ve ileri derecede onları idolleştirmemizin doğasını Freud’cu bir bakış açısıyla değerlendirmiş, hiç bir insanın mükemmel olamıyacağını tekrar bilincimizde üstün kılmıştık. Bu üstün kılma da tabiki idollerimize bakış açımızı değiştirecek bir eylem.

Bu eylemden sonra eski idollerimizin doğalarından gelen niteliksel baskınlıkları dışında bizden farklı olmadıklarını görebiliyor muyuz acaba?

- Zaten biliyorduk!

- Evet, bilincinizin veya bilinçaltınızın bir tarafında bu vardı. Ama şimdi genç çocuğun babası sayesinde daha güçlü bu düşünce, yanılıyor muyuz?

Artık en azından bir iç çekişme ve ikilem yaşamıyoruz.

Şimdi isterseniz ikinci bölümü inceleyelim, yani baskın niteliklere sahip olmayan ama çalışma ve azimleriyle kendilerini belli bir noktaya taşımış olan insanların başarı ve mutluluklarına duyduğumuz hayranlığı…

Çalışma ve azimle gelen bir başarı toplumlarda her zaman takdire değer bir olgu. Özellikle, bu başarılar büyük başarılar olunca bu başarıları elde eden kişiler “görünür” baskın niteliklere sahip olmasalar bile takdir edilmekte, hayranlık duyulmakta ve bazen idolleştirilebilmektedirler.

“Görünür” baskın nitelikler dedik ve bu kişilerde görünmez birşeylerin olduğu iddiasındayız. Bunu açıklamadan önce isterseniz biraz insandan bahsedelim.

Özellikle post modern dönemin insanı tarihin önceki dönemlerinde olmadığı kadar dış görünüşe önem vermektedir. Bu yüzden günümüzde birinci bölümdeki güzeller, yakışıklılar, iyi fizikliler veya duyumlanır ve algılanır şekilde şanslılar, sağlıklılar ve zekice konuşanlar ikinci bölümdeki çalışıp başaranlara oranla daha fazla takdir görmektedirler. Çalışıp başaranlar da zaten çalışma, gayret ve başarıları başarı hikayelerinde görüldüğü ve algılandığı için takdir edilmektedir. Ama ne olursa olsun birinci bölümdeki insanlar kadar berrak olmadıklarından dolayı onlar kadar hayranlık uyandırmamaktadırlar.

Çünkü birinci bölümdeki insanların görünür baskın nitelikleri bulunmaktadır, ikinci bölümdeki insanların ise görünür eylemleri daha ön plandadır. Burada ortak payda görünür birşeylerin olması, ama insanoğlu doğuştan gelen görünür baskın nitelikleri hep daha mucizevi ve değerli bulmuştur.

İkinci bölümdeki çalışıp başaran insanların görünür etkileyici eylemleri nereden gelmektedir peki? Yoktan mı böyle gayretleri oluyor?

Bir insan nasıl azimli ve çalışkan olur? Hedefleri olsa gerek.

Bir insanın nasıl hedefleri olur? İstekleri olsa gerek.

Bir insanın nasıl istekleri olur? İhtiyaçları olsa gerek.

Bir insanın nasıl ihtiyaçları oluşur? Yaşamak için olsa gerek.

Bir insan neden yaşamak ister? Dünyayı seviyor olsa gerek.

Bir insan dünyayı neden sever? Dünya güzel bir yer olsa gerek.

Ama dünyayı sevmeyenler de var. Aradaki fark nedir? Bakış açıları olsa gerek.

Bakış açıları neye göre değişir? Psikiyatride beyin kimyasına göre, teolojide ruha göre.

Bunlar mıdır bu insanın çalışma ve azminin sebebi? Evet, o kişinin doğasında vardır bu.

Peki, bu insanları nasıl sınıflandırabiliriz? Bu insanların “görünmez” baskın nitelikleri vardır.

Evet, bu insanların nitelikleri birinci gruptaki güzeller, yakışıklılar, iyi fizikliler veya duyumlanır ve algılanır şekilde şanslılar, sağlıklılar ve zekice konuşanlar gibi değildir. Baskın nitelikleri görünmezdir ve birinci gruptakilerden baskınlık olarak farkları yoktur.

İkinci gruptaki insanların birinci gruptakiler kadar fazla takdir görmemelerinin sebebi özellikle post modern insanın beş duyusuna herşeyden daha fazla itibar etmesidir gerçekte. Biz insanlık olarak beş duyumuz dışında biraz daha fazla mantığımıza itibar etsek belki de ikinci gruptakilerin de baskınlık olarak birinci gruptakilerden bir farkı olmadığını görebiliriz.

Fakat sonuç olarak şu çıkıyor ki, birinci grup da ikinci grup da tüm takdirleri, hayranlıkları ve idolleştirmeleri büyük oranda doğalarından gelen nitelikler sayesinde kazanıyorlar. Bu iki grup insan tabiki hayatlarında birşeyler için çabalıyorlar, ama bunun bir çirkin insanın çabalaması (1. grup için) veya bir şizofreniğin çabalamasıyla (2. grup için) pek farkı bulunmamaktadır.

“Aynı çabalamayla” 1. veya 2. gruptaki baskın insan örneğin 10 birim başarı elde ederken, 1. veya 2. gruptaki çekinik insan da örneğin 2 birim başarı elde edebiliyor.

Veya takdir edilebiliyor, veya hayranlık duyulabiliyor, veya idolleştirilebiliyor…

Sevgili dostlar, şunu unutmayalım ki, bu hayattaki çabalarımız yani hayata verdiğimiz girdimiz (benzinimiz) hemen hemen aynı olsa bile doğalarımız (motorumuz) farklı olduğundan farklı konumlarda olabiliyoruz.

Sizce, bu bağlamda, bir insanı idolleştirmek, ilahlaştırmak ne kadar mantıklı?

-

Share

Yorum yok

Yorum Bırakabilirsiniz...

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.