İçeriğe atla

Tüm Dünya Kaynakları Bizlerindir

31/08/2011

“Bilmiyorum, bu sorduğunu hiç düşünmedim.”

“Yahu boşver, fazla kurcalama böyle şeyleri, sen yaşamını sürdürmeye bak.”

“:) Enteresan bir soru!”

“Bunun cevabını kim biliyor ki, bana soruyorsun.”

“Onu sadece Allah bilir.”

“Cevabı bulunması zor bir soru. Bunun için zaman kaybetmeye değmez.”

Evet dostlar, bu cevaplar bu yazıyı yazmadan önce çevreme yönelttiğim bir sorunun cevapları…

Sorum ise “Neden bu dünyadayız?” idi.

Bu sorunun cevabını bulabilmek için bence iki yaklaşım bulunmaktadır.

Birincisi, eğer Tanrı yok ise biz neden bu dünyadayız?

Var olmamız ve bu dünyada bulunmamıza rastlantısal olayların zinciri olarak bakıyorsak Tanrı gibi bir öznenin bulunmadığı bir rastlantısal olaylar zinciri sonucu bu dünyada neden bulunduğumuzu bulmamız imkansız gibi bir şeydir ve bence hatta imkansızdır, çünkü bizi bu dünyaya konumlandıran ve bu dünyada bulunmamızın nedeninin sahibi bir özne bu ihtimalde bulunmamaktadır.

Yine Tanrı yok ise ve bu dünyada konumlanmayı ezelde atalarımız, yani insanoğlu seçtiyse bunun nedeninin bilgisi günümüzde kimsenin elinde bulunmamaktadır. Bu yüzden, bu yazımda ben ikinci yaklaşımı incelemek istiyorum.

İkinci yaklaşım, Tanrı’nın var olma durumunda Tanrı’nın bizi neden bu dünyada konumlandırdığıdır.

Net ve açıkça söyleyebilirim ki, neden özellikle bu gezegende bulunduğumuzu şu ana kadar anlayamadığımız gibi kıyamet gününe kadar da kolay kolay anlayamayacağız.

Bunu sizlerle biraz sonra açıklayacağım ama şunu da belirtmek isterim ki, bu dünyada diğer taraftan ne amaçla bulunduğumuzu kutsal kitaplarla ya da sadece düşünerek bulma imkanımız vardır.

Şimdi size biraz rüyalardan bahsetmek istiyorum…

İslamiyete göre insanın ruhu bedeninden iki şekilde ayrılır. Birincisi hepimizin bildiği gibi ölüm, ikincisi ise rüya hali…

Yaptığım araştırmalar ve karşılaştırmalar sonucu sizlere şunu söyleyebilirim ki, ben rüyalarımda şu ana kadar normal bir insanın deneyim kazanmadığı kadar boyutlar arası olaylarla karşılaştım, bu olaylar rüya içerisinde de oldu, rüya boyutu ile yaşadığımız boyut arasındaki ara boyutta da oldu. Bunun yanında gelecekteki olayları gördüğüm nadir deneyimler de gerçekleşti, tabi ilerleyen zamanda bunların çoğalmasını diliyorum şu an sadece…

Sizlere şu an bu deneyimlerimi anlatmayacağım ve bu deneyimleri ileride boyutsal deneyimlerle ilgili yazılarıma ertelemeyi tercih ediyorum. Ama size anlatmak istediğim, biraz sonra girişini yapacağım felsefe salt dünyevi gözlem ve düşünme içermiyor. Bunun yanında rüyalarımdan da destek alıyorum.

Evet, dediğim gibi, neden özellikle bu gezegende bulunduğumuzu insanoğlu olarak şu ana kadar anlayamadık ve iddiama göre kıyamet gününe kadar da kolay kolay anlayamayacağız.

Burada bir analoji kullanalım…

Rüyalarımızda bulunduğumuz zamanlar ve mekanlar kendi irademiz ve bilincimizle seçtiğimiz koşullar mıdır?

Rüyalarımızda çoğunlukla neden o zaman veya mekanda bulunduğumuzu bilemeyiz değil mi?

Evet, rüya boyutuna geçişimiz irademiz ve bilincimiz dışında gerçekleşmektedir.

Bu noktada, bazı dostlarımız “Hayır, ben bazı rüyalarımda o an rüyada olduğumu fark ediyorum ve bilinçli olarak rüyada kalıyorum veya uyanıyorum.” diyebilecektir. Araştırmalarıma göre bu durumlar daha nadir durumlardır ve tecrübelerime göre söyleyebilirim ki “o an rüyada olduğunu fark etme hali” ruhun rüya boyutuyla yaşadığımız boyut arasında bir geçiş noktasında olduğunun ve yaşadığımız boyuttaki bilincimizin rüyaya uzaktan da olsa dahil olma durumudur. Örneğin, bu sebeple kendi irademiz ve bilincimizle çok rahatça rüyadan çıkabiliriz.

Sizi biraz meraklandırmak isterim ki, ilerleyen yazılarda bu ara boyutta daha neler gerçekleşiyor anlatacağım ve bu konulara karşı önyargınız yok ise parmaklarınızı ısıracaksınız.

Tezimize dönersek, rüyadaki mekan veya zamanda neden bulunduğumuzu ve gerçekleşen olayların neden gerçekleştiğini bilmememize benzer bir şekilde, neden bu gezegende ve bu zaman diliminde yaşadığımızı ve kaderimizi bilmememiz; rüyanın üst boyutunun yaşadığımız boyut olduğuna benzer bir şekilde, yaşadığımız boyutun da başka bir üst boyutunun olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Dikkatinizi çektiyse, bu sonuca ulaşmak için rüya fenomenini deneyimlemek ve düşünmek yetiyor. Yine dikkatinizi çektiyse, burada yaşam ve yaşam paraleli boyutlardan (rüya, cinler boyutu vb.) bahseden kutsal kitaplar bu tezi etkileyen bir konumda bulunmamaktadır.

Sizlere burada altını çize çize belirtmek istiyorum ki, çevrenizde gördüğünüz bağnaz dindarların inancı bir yana, inanç yukarıdaki tezimden de anlaşıldığı gibi tamamıyla sol beyin işlevi olan mantığın ürünü bir duygudur. İnanç, derinliğini kavramadan kutsal kitap ezberlemek ve özellikle günümüz bağnazlarının yaptığı gibi bozulmuş hadisleri tatbik etmek değildir. Her zaman vurgulandığı ama pek uygulanmadığı gibi, gerçek dinden en çok kitabına sadık ve düşünerek onu anlamaya çalışan insanlar faydalanmaktadır. Sonuçta gerçek inançlı insan kontrolsüzce sürüklenen bir koyun değil, kontrolü mantığıyla elinde bulundurandır.

Hatırlarsanız, rüya boyutu ile yaşadığımız boyut arasındaki ara boyuttaki deneyimlerin nadir olduğunu belirtmiştik. Bu bağlamda, yaşadığımız boyut ile de bir üst boyut arasındaki deneyimler de bu konularda çıkıp konuşan kimse olmadığından veya bu deneyimleri yaşasalar bile konuşmadıklarından ya hiç ya da nadir olarak bulunabilir diyebiliriz. Ben açıkçası böyle bir deneyim yaşamadım. Keşke yaşayabilsem…

Sanırım ölüp daha sonra kalp masajıyla hayata geri dönenler böyle bir deneyim yaşıyor olsalar gerek…

Bu bağlamda, eğer bir üst boyut var ise, biz de üst boyuta göre bir anlamda bu dünyada bir rüyadayız. O zaman, öldükten sonra bilincimiz, rüyadan bulunduğumuz boyuta geçtikten sonra arttığı gibi, üst boyuta geçince daha da artacak ve üst boyutta dünyada yaptığımız davranışları çok daha net ve doğru bir şekilde analiz edebileceğiz. Bakın, buraya kadar hep kutsal kitap dışı gözlem ve mantıkla konuşuyorum, diğer yandan enteresandır ki, ölüm sonrasında insana sergilediği davranışların gösterilmesi ve insanın pişman olması kutsal kitaplarda da geçmektedir.

Sonuçta, yaşadığımız boyut ile üst boyut arasında deneyimler ya hiç bulunmadığından ya da nadir olarak bulunabildiğinden, daha önce de belirttiğimiz gibi, insanoğlu olarak neden özellikle bu gezegende bulunduğumuzu kıyamet gününe kadar kolay kolay anlayamayacağız gibi gözüküyor.

Ancak hatırlarsanız, yazımızın başlarında bu dünyada ne amaçla bulunduğumuzu kutsal kitaplar veya sadece düşünme sayesinde bulabileceğimizden bahsetmiştik.

İslamiyete göre insanların farklı nitelikte ve koşullarda yaratılmalarının sebebi birbirlerini tanımaları, bunun yanında, Adem ve Havva kaynaklı olan kardeşliklerini ve dolayısıyla barışlarını tekrar kazanmaları amaçlı bir sınavdır. Elbette, iyi bir insan olmanın yanındaki başka bir tip sınavdır bu. İyi bir insan olmak bireysel bir sınav iken, dünyadaki insanların kardeşliklerini ve dünya barışını tekrar kazanmaları toplumsal bir sınavdır.

Bu noktada sizlere okumadıysanız blogumdaki “Milliyetçilik Bulaşıcıdır – Bölüm I” ve “Milliyetçilik Bulaşıcıdır – Bölüm II” isimli yazılarımı incelemenizi öneririm.

Bu dünyada aşikar olarak gözüken bir eşitsizlikler zinciri var iken bu dünyada ne amacımız olması gerektiğini hala derin derin düşünmeli miyiz dostlar?

Aracımız bozulursa yaptırırız, elimiz kanarsa pansuman yaparız. Eh, dünyada da rekabet, savaşlar ve eşitsizlikler var ise – kutsal kitapları da bir tarafa koyalım – bizim bu dünyada bulunma amacımızın ne olması gerektiğini hala düşünüyor muyuz?

Bazı dostlarımız gelişim diyebilecektir. Ama gelişim “ana sorun” olan eşitsizlikleri bertaraf etmekten sonra ikincil bir amaç konumunda olmamalı mıdır?

Bakın, sağlıklı bir mantıkla düşündüğümüzde de, kutsal kitaplara başvurduğumuzda da aynı sonuca varıyoruz. Bu dünyadaki amacımız iyi bireyler olmak ve dünya barışını yakalamak olmalı. Bunun için de kötülüklerin ve savaşların beşiğindeki kavramlar olan hırs, rekabet, milliyetçilik ve sayamayacağım kadar fazla olan kötü davranışları (kutsal terimle günahları) üzerimizden atmalıyız.

Bu sözler hiç yabancı gelmiyor değil mi size?

Bazı sözler bize mantıklı ve bilindik ise ve hala uygulamaya geçmemişsek bu sözlerin bilincimizdeki yerini sorgulamamız gerekir.

Evet, biz insanoğlu olarak daha en baştan kardeştik. Adem ve Havva bizlerin büyükannesi ve büyükbabası. Ama kardeşliğimizi ve barışımızı kaybettik. Peki, artık ne yapmamız gerekiyor sizce?

Şu anda yaşadığımız gerçeklik doğru olan mı?

Bence, doğru olan tek gerçeklik bulunmaktadır ve biz de bundan oldukça uzağız.

Doğru olan gerçeklik ise, kardeş olmamız ve tüm dünya kaynaklarının bizlerin olmasıdır.

Belki şu anda dünyadaki ilk 100’deki zengin kişiler dünya kaynaklarının önemli bir bölümüne sahip olabilirler ama bu doğru olan gerçeklik değil dostlar…

İşte, burada bize düşen bu trajik gerçekliği daha doğru ve mutlu bir gerçekliğe dönüştürmemizdir. Eğer bunu başarabilirsek bu gezegen hem maddi hem manevi bir refaha ulaşacak ve ben bundan eminim.

Eminim demek farklı bir şey, aksiyona geçmek demek. Yoksa bu sözler bazı dostlarımıza bilindik gelebilir. Bilindik gelmesi emin olmak için yetmiyor. Lütfen bunu başardığımızda çok daha mutlu olacağımıza emin olmaya çalışalım.

Şunu da unutmayalım, bu dünya kaynakları Tanrı tarafından tüm insanlara eşit dağıtılmasa bile, eşit paylaşmak bizim görevimiz ve sınavımızdır.

Bu yüzden her fakirin her zenginin imkanlarında hakkı vardır. Burada da zenginlere çok görev düşmektedir, bunlardan en önemlisi ise islamiyetteki zekat ve sadakadır.

Dilenciye “git sen de çalış” diyen acımasızlar var içimizde, onlar daha ne amaçla yaşadıklarının farkında bile değiller.

“Sen daha imkanlı, o daha imkansız koşullarda olmuş olabilir, söyler misin burada onun suçu, senin önceliğin nerededir? Atalarınızın da büyükleri Adem ve Havva değil midir?”

“Nereden biliyorsun, belki çalışmak istedi ve iş bulamadı?”

“Belki dilenince hazır paraya şeytan onu alıştırdı ve içinden çıkamıyor bu pis durumun?”

“Senin görevin, o namuslu da olsa, şeytan yüzünden namussuz durumuna da düşse, zengin olarak büyüklüğünü göstermen ona maddi ve manevi yardım elini uzatmandır.”

“O senin kardeşin, bunu unutma…”

“Sadece para yardımı da yetmiyor. Oturup birkaç kelime sohbet edip onun psikolojik durumunu da düzeltmen gerekiyor, bu da senin görevindir, çünkü sen onun ağabeysisin…”

“O eğer sahtekar bir yola düşmüşse, onu bu yoldan çıkarmak da senin görevindir, şunu unutma ki şeytanın en çok yaklaştığı ve saptırdığı insanlar güçsüz insanlardır… O da sahtekarlığa sapmış olabilir… Büyüklük gösterip, ona iş bulmak da senin görevindir…”

Evet dostlar, burada zengin – dilenci örneğinin yanında, sosyal sorumluluk programları maskesiyle marka stratejisi uygulayan kurumlardan da bahsetmek gerekir ve onların da yukarıdaki örneği okumaları şart, ama kalpleri var ise…

Öte yandan, endüstrimizde muhtelif firmalarda çalışan mavi veya beyaz yakalı çalışanlar limitli gelirler ile ancak hayatlarını sürdürebiliyorlarsa şunu da unutmamalıdırlar. Hepsinin bu firmaların kapitallerinde hakkı vardır çünkü tüm dünya kaynakları bizlerindir ve bunları paylaşmayı artık öğrenmeliyiz.

Şu anda ise, çalışanlar kendi haklarına sahip firmaların kapitalini tam tersine daha da güçlendiriyorlar ve uçurumlar daha da büyüyor. Bence burada yanlış giden bir şeyler var…

Unutmamalıyız ki, eğer paylaşmayı öğrenemez isek gerçekten bu sınavda kalacağız!

Özellikle bu konulara daha önce bu kadar yakın olmamış dostlarıma daha geniş açıdan bakmalarını ve tüm dünya kaynaklarının belli kişilere, kurumlara, milliyetlere ve devletlere değil tüm insanlığa ait olduğunu görmelerini rica ediyorum.

-

Share

4 Yorum leave one →
  1. 14/11/2011 01:50

    cok sıkılmadım yazını okurken. ancak cok yanlıs yonde ılerletmıssın yazını ayrıca bilimselmiş gıbı hıssettrmıssın okurlarına oysakı cok uzakta bılımsellıkten yazdıkların. bu arada ruyalara gırmesen ıyıydı çunku onlar ne bır mesaj neden baska bı sanrı onlar sadece ınsan oglunun bastırdıgı iç güdüler. yapmak istediği,yapamadığı. psikanaliz bunu çok iyi bir şekilde açıklıyor.

  2. 14/11/2011 07:34

    Olay bilimin ve psikoloji biliminin ötesinde Muhammed. Bu arada bir düzeltme yapmam gerekirse rüya yerine uyku demeliyim. Konuya ilk girişini yaptığım bu yazıda rüyalar diye başlık attım, fakat bu okuyucularımıza rüya ile uyku arasındaki farkı en azından bu yazıda anlatamayacağımdan dolayı idi. İlerleyen yazılarda genel olarak uykuyu anlatacağım. Rüya sadece uykunun bir bölümüdür ve psikoloji konunun bu tarafıyla ilgileniyor, o yüzden olay psikoloji biliminin ötesinde diyorum. Sana son olarak şunu demek isterim ki, bilime fazla bel bağlamamak gerekir, çünkü bilim bir yere kadar insana kılavuzluk eder, yani keşfettiği olgular çerçevesinde, keşfetmediği olgular için ise şu an tek kaynağımız felsefe ve ilahiyat. Ben de zaten yazının geri kalan bölümünde bunları kullandım.

  3. Mert permalink
    21/11/2011 05:12

    Cok uzun okumak istemedim ve okumadim.
    Makale icinde konu girislerinde guzel alintilar yaparsan dikkat toparlayabilir okuyucular.
    Bati kaynaklarina yer vermemissin.
    Ayrica konuya baslangicta verdigin 2 secenek kismen dogru ancak raslantisal ve mudahele ile diye adlandirsan daha kaliteli olurdu.

  4. 21/11/2011 05:30

    Bilgiyi tüketen değil de, daha çok üreten bir yapım olmasından ve özgün düşünce tercihim olduğundan dolayı mümkün olduğunca az kaynak kullanıyorum ve çoğunlukla kendi gözlem ve düşüncelerimi aktarıyorum. Kullandığım kaynaklardan ise alıntı değil aktarma yapmayı tercih ediyorum, yani konuşma havasında. Bu da benim stilim. Kuran bazlı yazdım, batı kaynakları derken İncil, Tevrat mı demek istiyorsun? Yoksa batı felsefesi mi? Batı felsefesini ve parapsikoloji üzerine olan batı kaynaklarını ilerleyen yazılarda kullanmayı düşünüyordum. Ama müslüman olduğumdan dolayı girişi Kuran öğeleriyle yaptım.

Yorum Bırakabilirsiniz...

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.